
Değerli basın mensupları, kıymetli Gaziantepli hemşehrilerimiz, İYİ Parti AR-GE ve Parti İçi Eğitim Başkanlığımız tarafından, ülke genelinde gerçekleştirilen teşkilat eğitim programlarımız kapsamında bugün sizlerle bir aradayız. Öncelikle katılımınız için teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyoruz. Türkiye, yıllardır süren ağır ekonomik krize, her geçen gün bir yenisiyle karşılaştığımız çok büyük yolsuzluklara, adaletsizliklere ve haksızlıklara mahkûm edilmiş durumdadır. Bugün vatandaşlarımızın en temel gündemi geçim mücadelesidir. Emeklilerimiz, işçilerimiz, çiftçilerimiz, esnafımız ve gençlerimiz hayat pahalılığı karşısında geleceğe güvenle bakmak isterken, dedeler, nineler torunlarına harçlık veremez, anneler çocuklarının beslenmelerine yeterli yiyecekleri koyamaz hâle gelmiştir.
Ekonomi yalnızca açıklanan rakamlardan ibaret değildir. Ekonominin gerçek karşılığı vatandaşın sofrasında, pazarda, markette ve ay sonunda elinde kalan paradadır. Sandıktan sınırlı süreyle ülkeyi yönetme sorumluluğunu alan iktidar, her şeyi yapmaya kendini yetkili görmekte ama hiçbir şeyin sorumluluğunu üstlenmeye yanaşmamaktadır. Ülkemizin gündeminde önemli yer tutan fon krizi, devlet yönetiminde denetimin, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Partimiz tarafından geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu konuşulsun, araştırılsın önergesi teklif edilmiş, fakat iktidar ve ortakları bu vurgunun konuşulmaması için Meclisi kapatıp kaçmışlardır. Gerçeklerden korkmak, gerçeklerden kaçmak bir iktidar için sonun başlangıcıdır. Yalanlarla, algı oyunlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarın yapacağı en büyük hatalardan biri gerçeklerin sesini kısmaktır. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun da bu haftaki TBMM grup toplantımızda söylediği üzere; “Gerçekleri duymak istemeyen iktidar, Milletimizin de gerçekleri öğrenmesini istemiyor. Bu akılla ayakta kalabileceğini zanneden iktidar, sabaha karşı gazetecilerin kapısına polis gönderiyor, kayyum atıyor, Halk Tv’nin yayınını durduruyor. Türkiye’de herkes ve her kurum incelenebilir. Hukuki bir sorun varsa tespit edilir ve gereği yapılır. Ancak bu iktidarın polis ve yargı aracılığıyla attığı adımlar, artık hukuki olmaktan çıkmıştır. Şafak baskınları, adaleti tesisten öte, bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır. Kendi partisinden olmayan belediyeye kayyum. Sistemine dahil olmayan şirkete kayyum. Kendi gibi düşünmeyen demokratik kitle örgütlerine kayyum. Siyasi partiye kayyum. Medyaya kayyum. Yanlışlarının üzerini yeni ve başka yanlışlarla örtmeye çalışan bir iktidarın çırpınışlarını izliyoruz. Ama şunu biliyoruz; Hakikatin önünde hiçbir engel duramaz. Raf ömrünü tamamlamış bir iktidarı da hiçbir baskı ayakta tutamaz.” eklindeki ifadeleriyle, genel başkanımız durumun vahametini özetlemiştir. ŞBu iktidar, milletten tüm yetkiyi tek adama verdikleri takdirde Türkiye’nin çağ atlayacağını, her sorunun çözüleceğini vaat ederek oy almıştır. Yetkinin alımı sonrası devletin işleyişi büyük zaafa uğramış, köklü kurumlarımızın içi boşaltılmış, asıl olan milletimiz, vekili olanlar hakkında yorum yapmaktan çekinir hâle getirilmiştir. Yaşanan büyük hırsızlıkların yaşanmasından sorumlu olan yetkililer, üzüntü beyan etmekle sorumluluklarından kurtulacaklarını sanmaktadırlar. Üzülmek, kısıtlı birikimini fonda siyasi hırsızlara kaptıran vatandaşlarımızın hakkıdır. Üzülmek, günden güne eriyen esnafımızın, üreticimizin, çiftçimizin hakkıdır. Üzülmek, devletin nasıl kötü yönetildiğini çok yakından gözlemleyen memurlarımızın hakkıdır. Üzülmek, Türkiye’nin çoğunluğunu oluşturan açlık sınırının altındaki asgari ücretlilerimizin, emeklilerimizin hakkıdır. Ama asla bu iktidarın hakkı değildir. Her şeyin yetkisini alanlar, her şeyin sorumlusudurlar. Değerli basın mensupları, Yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine yol açan gelişmeler karşısında sorulması gereken soru yalnızca yatırımcıların ne kadar kaybettiği değildir. Asıl cevaplanması gereken sorular şunlardır: Bu riskler ne zaman ortaya çıkmıştır? İlgili kurumlar ne zaman haberdar olmuştur? Gerekli denetimler zamanında yapılmış mıdır? Olası usulsüzlüklerin sorumluları kimlerdir? Bizim yaklaşımımız açıktır: Yatırımın doğal riskleriyle denetim eksikliklerinden veya hukuka aykırı işlemlerden doğabilecek mağduriyetler birbirinden ayrılmalıdır. Mesele yalnızca kişilerin değil, kurumların ve denetim mekanizmalarının sorumluluğunun da ortaya konulmasıdır. Çünkü devletin görevi, vatandaşın alın terini ve hukukunu korumaktır. Yine Sayın Genel Başkanımız grup toplantımızda; “Meclis’te bütün partilerin eşit biçimde temsil edildiği gerçek bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Kim kazandı, kim erken çıktı, kim bilgi aldı, kim göz yumdu, kim korudu; Millet, bunların tamamını öğrenmelidir! Çalınan artık beytül mal da değil, milletin cebindeki paradır. Hatırlamakta fayda var… Bu günlere nerelerden geldik? Tren kazalarından, maden facialarından, otel yangınlarından, dağıtılamayan maskelerden, kendi bakanlığına dezenfektan satan bakanlardan, depremzedeye çadır satan Kızılay’dan geldik. Bebek ölümlerinden, çocuk istismarlarından, kadın cinayetlerinden geldik. Dağlarımızda maden diye delinmedik tepe kalmadı. Üzerine beton dökülmeyen plaj kalmadı. Yakılmayan, kesilmeyen ormanımız kalmadı. Çeteler şehirlerimizi, Uyuşturucu gençlerimizi, Kumar ve bahis aileleri sardı. Biz buraya, Alınamayan savaş uçaklarından, Alınıp kullanılamayan füzelerden geldik, Dostum Esadlardan, darbeci Sisilerden geldik. Bedeli milyarlarca dolar, milyonlarca sığınmacı olan, dünya lideri masallarından geldik. Kürsüde Gazze’ye yakılan ağıtların, Konu ticarete gelince, kubbede hoş bir sedaya dönmesinden geldik. FET’Ö sünden, PKK’sına kadar, Eli sıkılmayan terör örgütü kalmadı. Biz buraya hesap sorulmadığı için geldik. Biz buraya, hırsız evin içinde olduğu için geldik.” diyerek tepkimizi açıkça ortaya koymuştur. Değerli Basın mensupları, 25 yılını dolduran iktidar, gerçeklerin üstünü örtmek yerine hakikatlerle yüzleşse, bugün her şey bambaşka olurdu. Türkiye’nin acı gerçeklerini milletimizle paylaşmak, çözüm reçetelerimizi vatandaşlarımızın dikkatine sunmak için buradayız. İYİ Parti AR-GE ve Parti İçi Eğitim Başkanlığı olarak “Sahadan Sandığa Parti İçi Eğitim” programımız kapsamında vatanımızın her karış toprağında önce teşkilatımızla buluşuyoruz. Yoğun parti içi eğitimimiz sonrası çarşıda, pazarda, STK ziyaretlerimizde vatandaşlarımızla kucaklaşıyoruz. Memleketin dertlerini ve bu dertlerin nedenlerini konuşuyoruz. Milletimizin emin olmasını istediğimiz husus şudur: Türkiye sahipsiz değildir! Türkiye kimseye muhtaç değildir! Türkiye’nin nitelikli, namuslu, şerefli, çalışkan evlatları her zaman olmuştur, bugün de vardır! İşte iyiler burada, bizler buradayız! Bizim siyaset anlayışımızın merkezinde millet iradesi, Cumhuriyetimizin kurucu değerleri, millî egemenlik ve demokratik hukuk devleti bulunmaktadır. Memleketimizin her sorununun kaynağını biliyoruz, çözümüne dair çok geniş uzman kadrolarımızla çalışıyoruz. Türkiye’nin şifasız derdi yoktur. Milli devletimizi, cumhuriyetimizi güçlendirecek, yozlaşmış sistemi iyileştirecek ve Türk milletini hak ettiği mutlu, zengin geleceğe kavuşturacağız. Biz bundan eminiz, vatandaşlarımız da emin olsun. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında; hukukun üstünlüğünün güvence altına alındığı, liyakatin esas olduğu, üreten, kalkınan ve vatandaşlarının geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye hedefiyle çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu vesileyle eğitim programlarımızın hazırlanmasında emeği geçen AR-GE ve Parti İçi Eğitim Başkanlığımıza, eğitimcilerimize, il ve ilçe başkanlarımıza ve bütün teşkilat mensuplarımıza teşekkür ediyoruz. Eğitim programımızın partimize, teşkilatlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Hepinizi saygıyla selamlıyor, katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum. İsim: Tuba ALAYLI ÖZGÜÇ Ünvan : İYİ PARTİ Genel İdare Kurulu Üyesi, Kalkınma Politikaları Başkan Yardımcısı ve Parti İçi Eğitimci