MEHMET PAMUK'UN KALEMİNDEN, DİRİLER YETMEDİ, ÖLÜLERİ DE Mİ DOLANDIRDILAR
Yazının Giriş Tarihi: 06.08.2025 10:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.08.2025 10:58
DİRİLER YETMEDİ, ÖLÜLERİ DE Mİ DOLANDIRDILAR
Eğitimde ve Kamuda Sahtecilik Üzerinden Liyakatin Çöküşü
Cumhuriyet tarihi boyunca zaman zaman sahte diploma, torpilli atama ve kadrolaşma gibi olaylar kamuoyunun gündemine gelse de, 2025 yılı itibarıyla ortaya atılan iddialar geçmişte görülmemiş bir yozlaşma düzeyine işaret ediyor. Depremde hayatını kaybeden vatandaşların okul kayıtlarının silinerek, boşta kalan diplomaların başka kişilere çıkarılması, bu trajedinin yalnızca doğal bir afetle sınırlı kalmadığını, etik bir çöküşe de sahne olduğunu ortaya koyuyor.
Olay yalnızca bireysel sahtecilikle sınırlı değil; sahte diplomalarla akademik kariyer yapanlar, devlet kurumlarına girenler ve hatta profesör olanlar var. Eğer iddialar doğruysa, binlerce öğrenci, sahte diplomalı kişilerden eğitim aldı, milyonlarca vatandaş liyakatsiz kadrolar tarafından yönetildi. Bu bir kişisel çürüme değil, sistemsel bir çöküştür.
TARİHSEL ARKA PLAN
Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim, liyakat ve şeffaflık birer ilke olarak benimsenmişti. Anadolu'nun en ücra köylerine kadar öğretmenler gönderilmiş, halk okuma yazma kampanyalarıyla desteklenmişti. Ancak 1980 sonrasından itibaren ideolojik kamplaşmalar, kadrolaşma arzusu ve siyasi çıkarlar, kamu kurumlarını “ehliyet” yerine “sadakat” esasına göre şekillendirmeye başladı.
2000’li yıllarda hız kazanan bu çöküş, üniversitelerde “profesör enflasyonu”, belediyelerde “bürokrat akraba atamaları”, valiliklerde “partizan yöneticiler”, okullarda ise “sınavsız öğretmenler” furyasıyla kurumsallaştı. Bugün gelinen noktada, sadece sistem değil, gelecek nesiller de ciddi risk altındadır.
OLUMLU YANLAR
Bu skandalların kamuoyuna yansıması, bir uyanışı ve sorgulamayı tetiklemiştir. Toplumun bilinçlenmesi, sivil toplumun sesini yükseltmesi, baskıcı düzene karşı bir direnç alanı oluşturmuştur. Basın ve bazı hukukçular tarafından ortaya çıkarılan belgeler, hâlâ dürüst insanlar olduğunu göstermektedir. Gerçekten liyakatli insanların kamu kurumlarında var olmasının ne kadar değerli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.
OLUMSUZ YANLAR
Sahte diplomalarla elde edilen akademik unvanlar, bilimsel kaliteyi tamamen ortadan kaldırmıştır. Yüzlerce akademisyen, yönetici ve bürokrat liyakatsiz biçimde kamu kaynaklarını kullanmıştır. Gerçek eğitimciler ve liyakatli kadrolar sistem dışına itilirken, ehliyetsiz kadrolar yükselmiştir. Toplumda “çalışarak bir yere gelmenin” değeri azalmış, “bağlantı kurmanın” önemi artmıştır. Eğitim sistemine güven sarsılmış, özellikle gençler ve akademisyen adayları derin bir umutsuzluğa sürüklenmiştir. Deprem mağdurlarının anısı istismar edilmiş, toplumsal vicdan ciddi şekilde yaralanmıştır.
SONUÇ
Sahte diploma skandalları, sadece bir bireysel hile değil; devletin temel kurumlarına sızan sistematik bir çürümenin kanıtıdır. Eğer bu çürüme temizlenmezse, toplumun tüm yapıları çöker. Yetiştirilen öğrenciler niteliksiz kalır, yönetici kadroları beceriksizleşir, halkın devlete olan güveni kalmaz.
Kamu kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler ve yargı sisteminin tamamı bu süreçten yara almıştır. Ancak hâlâ geç değildir. Etkin bir denetim sistemi, sahte diplomaların ve liyakatsiz kadroların tasfiyesi, dürüstlük üzerine kurulu bir eğitim ve istihdam reformu ile bu kara sayfa kapatılabilir.
OKUYUCUYA SORULAR
Depremde hayatını kaybetmiş insanların isimleri üzerinden diploma çıkarılması, hangi etik, hukuki ve vicdani sınırları aşmak demektir? Sizce bu kadar büyük bir sahtecilik ancak bir organizasyonla mümkün olabilir mi? Bu organizasyonun siyasi, bürokratik veya mafyatik boyutu olabilir mi? Gerçekten liyakatli bireyler, bu sistemin dışına itildikçe, halkın devlet kurumlarına güveni nasıl yeniden inşa edilebilir? Üniversitelerde akademik yeterlilik için yapılan sınav ve denetimler, sizce artık ne kadar güvenilir? Bugün sessiz kalınırsa, bu yozlaşma yarın çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakır?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET PAMUK
MEHMET PAMUK'UN KALEMİNDEN, DİRİLER YETMEDİ, ÖLÜLERİ DE Mİ DOLANDIRDILAR
DİRİLER YETMEDİ, ÖLÜLERİ DE Mİ DOLANDIRDILAR
Eğitimde ve Kamuda Sahtecilik Üzerinden Liyakatin Çöküşü
Cumhuriyet tarihi boyunca zaman zaman sahte diploma, torpilli atama ve kadrolaşma gibi olaylar kamuoyunun gündemine gelse de, 2025 yılı itibarıyla ortaya atılan iddialar geçmişte görülmemiş bir yozlaşma düzeyine işaret ediyor. Depremde hayatını kaybeden vatandaşların okul kayıtlarının silinerek, boşta kalan diplomaların başka kişilere çıkarılması, bu trajedinin yalnızca doğal bir afetle sınırlı kalmadığını, etik bir çöküşe de sahne olduğunu ortaya koyuyor.
Olay yalnızca bireysel sahtecilikle sınırlı değil; sahte diplomalarla akademik kariyer yapanlar, devlet kurumlarına girenler ve hatta profesör olanlar var. Eğer iddialar doğruysa, binlerce öğrenci, sahte diplomalı kişilerden eğitim aldı, milyonlarca vatandaş liyakatsiz kadrolar tarafından yönetildi. Bu bir kişisel çürüme değil, sistemsel bir çöküştür.
TARİHSEL ARKA PLAN
Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim, liyakat ve şeffaflık birer ilke olarak benimsenmişti. Anadolu'nun en ücra köylerine kadar öğretmenler gönderilmiş, halk okuma yazma kampanyalarıyla desteklenmişti. Ancak 1980 sonrasından itibaren ideolojik kamplaşmalar, kadrolaşma arzusu ve siyasi çıkarlar, kamu kurumlarını “ehliyet” yerine “sadakat” esasına göre şekillendirmeye başladı.
2000’li yıllarda hız kazanan bu çöküş, üniversitelerde “profesör enflasyonu”, belediyelerde “bürokrat akraba atamaları”, valiliklerde “partizan yöneticiler”, okullarda ise “sınavsız öğretmenler” furyasıyla kurumsallaştı. Bugün gelinen noktada, sadece sistem değil, gelecek nesiller de ciddi risk altındadır.
OLUMLU YANLAR
Bu skandalların kamuoyuna yansıması, bir uyanışı ve sorgulamayı tetiklemiştir. Toplumun bilinçlenmesi, sivil toplumun sesini yükseltmesi, baskıcı düzene karşı bir direnç alanı oluşturmuştur. Basın ve bazı hukukçular tarafından ortaya çıkarılan belgeler, hâlâ dürüst insanlar olduğunu göstermektedir. Gerçekten liyakatli insanların kamu kurumlarında var olmasının ne kadar değerli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.
OLUMSUZ YANLAR
Sahte diplomalarla elde edilen akademik unvanlar, bilimsel kaliteyi tamamen ortadan kaldırmıştır. Yüzlerce akademisyen, yönetici ve bürokrat liyakatsiz biçimde kamu kaynaklarını kullanmıştır. Gerçek eğitimciler ve liyakatli kadrolar sistem dışına itilirken, ehliyetsiz kadrolar yükselmiştir. Toplumda “çalışarak bir yere gelmenin” değeri azalmış, “bağlantı kurmanın” önemi artmıştır. Eğitim sistemine güven sarsılmış, özellikle gençler ve akademisyen adayları derin bir umutsuzluğa sürüklenmiştir. Deprem mağdurlarının anısı istismar edilmiş, toplumsal vicdan ciddi şekilde yaralanmıştır.
SONUÇ
Sahte diploma skandalları, sadece bir bireysel hile değil; devletin temel kurumlarına sızan sistematik bir çürümenin kanıtıdır. Eğer bu çürüme temizlenmezse, toplumun tüm yapıları çöker. Yetiştirilen öğrenciler niteliksiz kalır, yönetici kadroları beceriksizleşir, halkın devlete olan güveni kalmaz.
Kamu kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler ve yargı sisteminin tamamı bu süreçten yara almıştır. Ancak hâlâ geç değildir. Etkin bir denetim sistemi, sahte diplomaların ve liyakatsiz kadroların tasfiyesi, dürüstlük üzerine kurulu bir eğitim ve istihdam reformu ile bu kara sayfa kapatılabilir.
OKUYUCUYA SORULAR
Depremde hayatını kaybetmiş insanların isimleri üzerinden diploma çıkarılması, hangi etik, hukuki ve vicdani sınırları aşmak demektir? Sizce bu kadar büyük bir sahtecilik ancak bir organizasyonla mümkün olabilir mi? Bu organizasyonun siyasi, bürokratik veya mafyatik boyutu olabilir mi? Gerçekten liyakatli bireyler, bu sistemin dışına itildikçe, halkın devlet kurumlarına güveni nasıl yeniden inşa edilebilir? Üniversitelerde akademik yeterlilik için yapılan sınav ve denetimler, sizce artık ne kadar güvenilir? Bugün sessiz kalınırsa, bu yozlaşma yarın çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakır?