Dünya üzerinde merkezden uzaklaşan coğrafi bölgelerde çeteleşme ve mafyalaşmanın çok hızlı bir şekilde arttığı iddia edilir. Çünkü merkezi sistem müdahalede geç kalır ve adalet yerini kişisel kararlara bırakır. Bu da genel geçer bir adalet mekanizmasından ziyade dağ kanunlarının geçerli olduğu bir düzene dönüşür. Halk, yaşadığı haksızlık karşısında adaleti kartellerde, çetelerde ve mafyada arar; tıpkı bugün Meksika’da olduğu gibi.
Sonra bu yapılar öyle güçlenir ki kartellere ayrılır ve bir anda şehrin bütün işletmelerinden vergi alır gibi haraç keserler.
Peki, ülkeyi yönetenler neden buna müsaade eder?
Çünkü halk oluşumları ile örgütlü yapıların, sendikaların ve benzeri grupların ortaya çıkması hükümeti rahatsız eder. Bu toplumsal hareket ciddi eylemlere dönüşebilir. Şiddetle imtihan edildiğinde ise şiddetin bir alt başlığı olan terörizmi doğurur. Aslında terör, kendiliğinden gelişen bir evrilme değil; tamamen bir etki-tepki meselesidir. Kendiliğinden gelişen ise anarşizmdir.
Bu nedenle devletler, halkın örgütlenmesindense mafyanın güçlenmesine göz yumar. Çünkü mafya halka korkutucu görünse de devlet için kontrol edilmesi çok daha kolay bir suç örgütüdür. Parayla susturulur, lideri öldürülür ya da etkisiz hâle getirilir. Fakat halk ayaklanması ve örgütlenmesi mafya gibi değildir. En ufak bir eylem bile çok büyük maddi kayıplara neden olabilir. Ekonomi bozulabilir ve etkisi uzun yıllar sürebilir. Bu nedenle her gelişmemiş ülke, kendi mafyasını mutlaka dizayn etmek zorundadır.
Bu ülkelerde toplumun bilinçli ya da bilinçsiz şekilde tepki göstereceği ve sinir uçlarına dokunacak bireysel olaylar yaşanır. Bunlar provokasyonel olaylardır. Örneğin bir baba, çocuğunun yanında dövülür; bir annenin kızı darp edilir. Bu tür senaryolar gittikçe artar ve en güçlü mafya kimse, halk adaletin olmadığına inandığı için ona bel bağlar. O mafya babası da gidip bu provokatif eylemi yapanların ayağına sıkar. Böylece giderek güçlenir. Halk, toplumsal örgütlenme yerine mafyalardan medet umar. Sonuçta adaletin daha da karanlığa gömüldüğü ve toplumun daha da sindirildiği bir tablo ortaya çıkar.
Lakin bu zehir, bir ülkede yaban otları gibi yayılmaya başladığında bir insanın kanına enjekte edilen narkoz gibidir. Dozajı ayarlanamazsa halkın bir daha uyanamamasına neden olur.
Özetle, bugün Meksika’da göz yumulan mafyacılığın ve sonuçlarının bu denli yıkıcı olması tesadüf değildir. Benzeri, Şili gibi ülkelerde de yaşanmıştır. Liyakat ve adaletin olmadığı ülkelerde bu tür durumların sürekli yaşanması tesadüf değildir.
Birçok yazımda bahsettiğim liyakatin önemini, gün geçtikçe çok daha fazla anladığımız düşüncesindeyim. Çünkü bu kural, hiç değişmeyen bir kanun gibi çürütülemez bir hâl almaya başlamıştır.
“Ehli olmayana verilen güzellik zulümdür.”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SERDAR ŞİMŞEK serdarsimsekyazar@gmail.com
Serdar Şimşek'in Kaleminden, Dersimiz Meksika
Dünya üzerinde merkezden uzaklaşan coğrafi bölgelerde çeteleşme ve mafyalaşmanın çok hızlı bir şekilde arttığı iddia edilir. Çünkü merkezi sistem müdahalede geç kalır ve adalet yerini kişisel kararlara bırakır. Bu da genel geçer bir adalet mekanizmasından ziyade dağ kanunlarının geçerli olduğu bir düzene dönüşür. Halk, yaşadığı haksızlık karşısında adaleti kartellerde, çetelerde ve mafyada arar; tıpkı bugün Meksika’da olduğu gibi.
Sonra bu yapılar öyle güçlenir ki kartellere ayrılır ve bir anda şehrin bütün işletmelerinden vergi alır gibi haraç keserler.
Peki, ülkeyi yönetenler neden buna müsaade eder?
Çünkü halk oluşumları ile örgütlü yapıların, sendikaların ve benzeri grupların ortaya çıkması hükümeti rahatsız eder. Bu toplumsal hareket ciddi eylemlere dönüşebilir. Şiddetle imtihan edildiğinde ise şiddetin bir alt başlığı olan terörizmi doğurur. Aslında terör, kendiliğinden gelişen bir evrilme değil; tamamen bir etki-tepki meselesidir. Kendiliğinden gelişen ise anarşizmdir.
Bu nedenle devletler, halkın örgütlenmesindense mafyanın güçlenmesine göz yumar. Çünkü mafya halka korkutucu görünse de devlet için kontrol edilmesi çok daha kolay bir suç örgütüdür. Parayla susturulur, lideri öldürülür ya da etkisiz hâle getirilir. Fakat halk ayaklanması ve örgütlenmesi mafya gibi değildir. En ufak bir eylem bile çok büyük maddi kayıplara neden olabilir. Ekonomi bozulabilir ve etkisi uzun yıllar sürebilir. Bu nedenle her gelişmemiş ülke, kendi mafyasını mutlaka dizayn etmek zorundadır.
Bu ülkelerde toplumun bilinçli ya da bilinçsiz şekilde tepki göstereceği ve sinir uçlarına dokunacak bireysel olaylar yaşanır. Bunlar provokasyonel olaylardır. Örneğin bir baba, çocuğunun yanında dövülür; bir annenin kızı darp edilir. Bu tür senaryolar gittikçe artar ve en güçlü mafya kimse, halk adaletin olmadığına inandığı için ona bel bağlar. O mafya babası da gidip bu provokatif eylemi yapanların ayağına sıkar. Böylece giderek güçlenir. Halk, toplumsal örgütlenme yerine mafyalardan medet umar. Sonuçta adaletin daha da karanlığa gömüldüğü ve toplumun daha da sindirildiği bir tablo ortaya çıkar.
Lakin bu zehir, bir ülkede yaban otları gibi yayılmaya başladığında bir insanın kanına enjekte edilen narkoz gibidir. Dozajı ayarlanamazsa halkın bir daha uyanamamasına neden olur.
Özetle, bugün Meksika’da göz yumulan mafyacılığın ve sonuçlarının bu denli yıkıcı olması tesadüf değildir. Benzeri, Şili gibi ülkelerde de yaşanmıştır. Liyakat ve adaletin olmadığı ülkelerde bu tür durumların sürekli yaşanması tesadüf değildir.
Birçok yazımda bahsettiğim liyakatin önemini, gün geçtikçe çok daha fazla anladığımız düşüncesindeyim. Çünkü bu kural, hiç değişmeyen bir kanun gibi çürütülemez bir hâl almaya başlamıştır.
“Ehli olmayana verilen güzellik zulümdür.”