SERDAR ŞİMŞEK'İN KALEMİNDEN, TEKSTİL SEKTÖRÜ AĞIR YARALI
Yazının Giriş Tarihi: 02.08.2025 10:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.08.2025 10:11
TEKSTİL SEKTÖRÜ AĞIR YARALI
Türkiye Tekstil Sektöründe Alarm Zilleri Çalıyor!
Geleceğimiz Kumaş mı, Yara Bandı mı?
Türkiye, dünya tekstil sektöründe uzun yıllar boyunca güçlü bir oyuncu oldu. Ucuz iş gücü, stratejik coğrafi konum ve ihracat odaklı üretim modeliyle Avrupa’dan Ortadoğu’ya geniş bir pazara hizmet etti. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu avantajların giderek eridiğini ve sektörün ciddi bir yol ayrımına geldiğini görmek zorundayız.
Sorun nerede başladı?
Küresel krizler, yükselen enerji maliyetleri ve ham madde fiyatlarındaki dalgalanmalar, sektörü derinden sarstı. Çin ve Bangladeş gibi rakipler, düşük maliyetli üretimde hâlâ lider. Üstelik sürdürülebilirlik baskısı ve Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı gibi çevresel zorunluluklar, Türk üreticileri yeni yatırımlara mecbur bırakıyor. Ancak birçok küçük ve orta ölçekli işletme, bu dönüşümün mali yükünü kaldırmakta zorlanıyor.
En büyük darbe: Döviz ve enerji krizi
Son iki yılda TL’nin değer kaybı, ihracatçıların gelirini artırmış gibi görünse de enerji ve hammadde maliyetlerindeki artış bu avantajı yok etti. Birçok fabrika, artan elektrik faturaları nedeniyle üretim kapasitelerini düşürdü. Bu durum sadece iç pazarı değil, Türkiye’nin ihracat gücünü de tehdit ediyor.
İşgücü sorunu kapıda
Sektörün diğer büyük yarası ise nitelikli işgücü eksikliği. Genç kuşak, düşük ücret ve ağır çalışma koşulları nedeniyle tekstil sektöründen uzak duruyor. Bu da hem üretim kalitesini hem de yenilik kapasitesini olumsuz etkiliyor.
Çözüm var mı?
Var, ama radikal adımlar gerekiyor:
• Yeşil dönüşüm yatırımları için devlet destekleri artırılmalı.
• Teknolojik üretim ve otomasyon teşvik edilmeli, aksi takdirde Türkiye maliyet yarışında geri kalır.
• Markalaşma ve tasarım odaklı bir stratejiye geçilmeli. Sadece fason üretimle küresel rekabette ayakta kalmak artık mümkün değil.
• Mesleki eğitim yeniden yapılandırılmalı, gençleri sektöre çekmek için daha cazip kariyer fırsatları sunulmalı.
Türkiye tekstil sektörü hâlâ bölgesinde güçlü bir konumda. Ancak “ucuz iş gücü + hızlı teslimat” modeli, 2025’in dünyasında artık tek başına yeterli değil. Ya yenileniriz ya da kumaşın üzerinde değil, yara bandının altında kalırız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SERDAR ŞİMŞEK
SERDAR ŞİMŞEK'İN KALEMİNDEN, TEKSTİL SEKTÖRÜ AĞIR YARALI
TEKSTİL SEKTÖRÜ AĞIR YARALI
Türkiye Tekstil Sektöründe Alarm Zilleri Çalıyor!
Geleceğimiz Kumaş mı, Yara Bandı mı?
Türkiye, dünya tekstil sektöründe uzun yıllar boyunca güçlü bir oyuncu oldu. Ucuz iş gücü, stratejik coğrafi konum ve ihracat odaklı üretim modeliyle Avrupa’dan Ortadoğu’ya geniş bir pazara hizmet etti. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu avantajların giderek eridiğini ve sektörün ciddi bir yol ayrımına geldiğini görmek zorundayız.
Sorun nerede başladı?
Küresel krizler, yükselen enerji maliyetleri ve ham madde fiyatlarındaki dalgalanmalar, sektörü derinden sarstı. Çin ve Bangladeş gibi rakipler, düşük maliyetli üretimde hâlâ lider. Üstelik sürdürülebilirlik baskısı ve Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı gibi çevresel zorunluluklar, Türk üreticileri yeni yatırımlara mecbur bırakıyor. Ancak birçok küçük ve orta ölçekli işletme, bu dönüşümün mali yükünü kaldırmakta zorlanıyor.
En büyük darbe: Döviz ve enerji krizi
Son iki yılda TL’nin değer kaybı, ihracatçıların gelirini artırmış gibi görünse de enerji ve hammadde maliyetlerindeki artış bu avantajı yok etti. Birçok fabrika, artan elektrik faturaları nedeniyle üretim kapasitelerini düşürdü. Bu durum sadece iç pazarı değil, Türkiye’nin ihracat gücünü de tehdit ediyor.
İşgücü sorunu kapıda
Sektörün diğer büyük yarası ise nitelikli işgücü eksikliği. Genç kuşak, düşük ücret ve ağır çalışma koşulları nedeniyle tekstil sektöründen uzak duruyor. Bu da hem üretim kalitesini hem de yenilik kapasitesini olumsuz etkiliyor.
Çözüm var mı?
Var, ama radikal adımlar gerekiyor:
• Yeşil dönüşüm yatırımları için devlet destekleri artırılmalı.
• Teknolojik üretim ve otomasyon teşvik edilmeli, aksi takdirde Türkiye maliyet yarışında geri kalır.
• Markalaşma ve tasarım odaklı bir stratejiye geçilmeli. Sadece fason üretimle küresel rekabette ayakta kalmak artık mümkün değil.
• Mesleki eğitim yeniden yapılandırılmalı, gençleri sektöre çekmek için daha cazip kariyer fırsatları sunulmalı.
Türkiye tekstil sektörü hâlâ bölgesinde güçlü bir konumda. Ancak “ucuz iş gücü + hızlı teslimat” modeli, 2025’in dünyasında artık tek başına yeterli değil. Ya yenileniriz ya da kumaşın üzerinde değil, yara bandının altında kalırız.