Serdar Şimşek'in Kaleminden, Yangın da ilk Kurtarılması Gereken İnsandır!
Yazının Giriş Tarihi: 24.07.2025 09:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.07.2025 09:12
Yangın da ilk Kurtarılması Gereken İnsandır!
Geçmiş olsun Eskişehir! Dumanlar gözümüzü kör ederken yanarak can veren insanların feryadını binlerce kilometre uzaktan duymak, duymuş olmak bile büyük bir trajedi. Öncelikle yaşamını yitiren bütün memleket sevdalısı insanlara baş sağlığı ailelerine sabır diliyoruz.
Gelelim asıl yüzleşmemiz gerekenlere…
Dağ keçilerinin yandığı ve günah keçilerinin de tasfiye edildiği bir süreç içinde nedir bu ülkemizin başındaki yangın felaketleri!
Elbette doğal sebepler ve nedenler dolayısı ile olumsuz şeyler yaşanacak. Lakin bizim tedbiri de taktiri de Yaradan’a bırakma eğilimimiz toplumsal bir alışkanlık haline gelmedi mi?
Peki neden hâlâ aynı kısır döngünün içindeyiz?
Orman yangınlarının büyük kısmı insan kaynaklı. Piknik ateşinden atılan bir izmarit, dikkatsizce bırakılan cam şişe… Basit önlemler alınsa belki bu felaketlerin çoğu yaşanmayacak. Ama biz hâlâ “nasıl önleriz?” yerine “nasıl söndürürüz?” tartışmalarındayız.
Her yaz mevsimi geldiğinde aynı acıyı yaşıyoruz: Ormanlarımız yanıyor. Televizyon ekranlarında alevlerle boğuşan itfaiyeciler, gökyüzünde dönen yada dönebilen uçaklar, çaresiz köylüler... Sonra sosyal medyada yükselen öfke, ardından bir süreliğine gelen sessizlik. Ama sorulması gereken şu: Her yıl aynı senaryoyu izlerken neden çözüm üretmekte bu kadar yavaşız?
Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer alıyor; bu, orman yangınlarının doğal risk faktörlerinden biri. Ancak iklim kriziyle birlikte sıcaklıklar artıyor, nem oranı düşüyor, rüzgâr kuvvetleniyor. Yani risk artık “olağan” değil, “olağanüstü.” Yangınlar bir felaket değil, yönetilemeyen bir süreç haline geliyor.
Peki sorun sadece doğa mı? Hayır. İhmal, altyapı yetersizliği ve koordinasyon eksikliği de alevleri büyüten faktörlerden. Yangın söndürme uçaklarının sayısı hâlâ tartışma konusu. Gönüllülerin çağrıları, bürokratik engeller yüzünden bazen karşılıksız kalıyor. Teknoloji çağında hâlâ dronlarla erken uyarı sistemi tüm ormanlarımızda standart değil.
Ve yangın sonrası... Yanmış alanların imara açılacağı korkusu. Hukuken yasak olsa da kamu vicdanı bu konuda yeterince rahat değil. Ormanlarımızın sadece ağaç değil; canlılar, su kaynakları ve iklim için yaşam kaynağı olduğunu ne zaman anlayacağız?
Çözüm belli: Önleyici tedbirleri artırmak, teknolojiyi seferber etmek, yangınla mücadelede yerel halkı eğitmek ve en önemlisi bu konuyu siyaset üstü bir milli mesele olarak görmek. Çünkü yanan sadece ağaç değil; geleceğimiz, nefesimiz, çocuklarımızın yarını.
Bu yaz, sadece yangınları konuşmakla kalmayalım; kalıcı çözümler için harekete geçelim. Yoksa bir gün, geriye sadece küller kalacak.
O küller yağmur damlaları eşliğinde yüzümüze kara çalmadan bedenlerimiz ve ruhlarımız aynı anda kirlenmeden hepimiz inisiyatif almalıyız. Muhakkak hepimizin yapabileceği bir şeyler vardır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SERDAR ŞİMŞEK
Serdar Şimşek'in Kaleminden, Yangın da ilk Kurtarılması Gereken İnsandır!
Yangın da ilk Kurtarılması Gereken İnsandır!
Geçmiş olsun Eskişehir! Dumanlar gözümüzü kör ederken yanarak can veren insanların feryadını binlerce kilometre uzaktan duymak, duymuş olmak bile büyük bir trajedi. Öncelikle yaşamını yitiren bütün memleket sevdalısı insanlara baş sağlığı ailelerine sabır diliyoruz.
Gelelim asıl yüzleşmemiz gerekenlere…
Dağ keçilerinin yandığı ve günah keçilerinin de tasfiye edildiği bir süreç içinde nedir bu ülkemizin başındaki yangın felaketleri!
Elbette doğal sebepler ve nedenler dolayısı ile olumsuz şeyler yaşanacak. Lakin bizim tedbiri de taktiri de Yaradan’a bırakma eğilimimiz toplumsal bir alışkanlık haline gelmedi mi?
Peki neden hâlâ aynı kısır döngünün içindeyiz?
Orman yangınlarının büyük kısmı insan kaynaklı. Piknik ateşinden atılan bir izmarit, dikkatsizce bırakılan cam şişe… Basit önlemler alınsa belki bu felaketlerin çoğu yaşanmayacak. Ama biz hâlâ “nasıl önleriz?” yerine “nasıl söndürürüz?” tartışmalarındayız.
Her yaz mevsimi geldiğinde aynı acıyı yaşıyoruz: Ormanlarımız yanıyor. Televizyon ekranlarında alevlerle boğuşan itfaiyeciler, gökyüzünde dönen yada dönebilen uçaklar, çaresiz köylüler... Sonra sosyal medyada yükselen öfke, ardından bir süreliğine gelen sessizlik. Ama sorulması gereken şu: Her yıl aynı senaryoyu izlerken neden çözüm üretmekte bu kadar yavaşız?
Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer alıyor; bu, orman yangınlarının doğal risk faktörlerinden biri. Ancak iklim kriziyle birlikte sıcaklıklar artıyor, nem oranı düşüyor, rüzgâr kuvvetleniyor. Yani risk artık “olağan” değil, “olağanüstü.” Yangınlar bir felaket değil, yönetilemeyen bir süreç haline geliyor.
Peki sorun sadece doğa mı? Hayır. İhmal, altyapı yetersizliği ve koordinasyon eksikliği de alevleri büyüten faktörlerden. Yangın söndürme uçaklarının sayısı hâlâ tartışma konusu. Gönüllülerin çağrıları, bürokratik engeller yüzünden bazen karşılıksız kalıyor. Teknoloji çağında hâlâ dronlarla erken uyarı sistemi tüm ormanlarımızda standart değil.
Ve yangın sonrası... Yanmış alanların imara açılacağı korkusu. Hukuken yasak olsa da kamu vicdanı bu konuda yeterince rahat değil. Ormanlarımızın sadece ağaç değil; canlılar, su kaynakları ve iklim için yaşam kaynağı olduğunu ne zaman anlayacağız?
Çözüm belli: Önleyici tedbirleri artırmak, teknolojiyi seferber etmek, yangınla mücadelede yerel halkı eğitmek ve en önemlisi bu konuyu siyaset üstü bir milli mesele olarak görmek. Çünkü yanan sadece ağaç değil; geleceğimiz, nefesimiz, çocuklarımızın yarını.
Bu yaz, sadece yangınları konuşmakla kalmayalım; kalıcı çözümler için harekete geçelim. Yoksa bir gün, geriye sadece küller kalacak.
O küller yağmur damlaları eşliğinde yüzümüze kara çalmadan bedenlerimiz ve ruhlarımız aynı anda kirlenmeden hepimiz inisiyatif almalıyız. Muhakkak hepimizin yapabileceği bir şeyler vardır.