Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Serdar Şimşek, Seküler Milliyetçilik

Türkiye uzun süredir kimlikler üzerinden konuşuyor. İnanç, yaşam tarzı, etnik aidiyet, siyasal yönelim… Bütün bu başlıkların kesiştiği yerde ise daha az gürültülü ama dikkat çekici bir arayış var: seküler milliyetçilik.

Haber Giriş Tarihi: 03.03.2026 10:32
Haber Güncellenme Tarihi: 03.03.2026 10:34
Muhabir: Haber Merkezi
Serdar Şimşek, Seküler Milliyetçilik

Seküler Milliyetçilik
Türkiye uzun süredir kimlikler üzerinden konuşuyor. İnanç, yaşam tarzı, etnik aidiyet, siyasal yönelim… Bütün bu başlıkların kesiştiği yerde ise daha az gürültülü ama dikkat çekici bir arayış var: seküler milliyetçilik.
Bu arayış yeni değil; kökleri cumhuriyetin kuruluş felsefesine kadar uzanıyor. Ancak bugün onu yeniden görünür kılan şey, geçmişten miras alınan bir ideolojinin tekrarından ziyade, değişen toplumsal zemindir. Özellikle genç kuşaklarda gözlenen eğilim, milliyetçiliği din temelli değil; vatandaşlık, hukuk, laiklik ve ortak kamusal alan üzerinden tanımlama yönünde.
Bu eğilimin arkasında birkaç dinamik öne çıkıyor.
İlk olarak, kimlik yorgunluğu. Uzun süredir devam eden toplumsal kutuplaşma, insanları daha sade ve kapsayıcı bir çerçeve arayışına itiyor. Dini referansların siyasette yoğun biçimde kullanılması, bazı kesimlerde “devletin tarafsızlığı” beklentisini güçlendiriyor. Bu noktada seküler milliyetçilik hem ulusal aidiyeti koruyan hem de kamusal alanı din dışı bir zemine oturtan bir formül olarak görülüyor.
İkinci olarak, gençlerin dünyayla kurduğu ilişki. Dijitalleşen ve küreselleşen bir çağda büyüyen kuşaklar için kimlik daha akışkan. Ancak bu akışkanlık, ulusal kimlik ihtiyacını ortadan kaldırmıyor; sadece yeniden tanımlıyor. Gençler arasında gözlenen milliyetçilik, daha çok hukukun üstünlüğü, liyakat, ifade özgürlüğü ve eşit yurttaşlık gibi kavramlarla birlikte anılıyor. Bu da milliyetçiliğin daha seküler bir form kazanmasına yol açıyor.
Bu dönüşümün en somut örneklerinden biri ise üniversite deneyiminde görülüyor. Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen gençler, üniversite okumak için başka kentlere gidiyor ve çoğu zaman aynı evi paylaşıyor. Aynı öğrenci evinde Karadeniz’de büyümüş biriyle Ege’den, Doğu Anadolu’dan ya da İç Anadolu’dan gelen bir genç birlikte yaşıyor. İlk bakışta kültürel farklar öne çıksa da kısa süre içinde ortak kaygılar daha belirgin hâle geliyor: kira, elektrik, su, doğalgaz, mutfak masrafı, sınav stresi, gelecek endişesi…
Bu ortak gündem, kişisel ideolojilerin keskinliğini yumuşatıyor. Günün sonunda mesele, faturayı nasıl paylaşacağınız, mutfağı nasıl düzenleyeceğiniz ve yaşam alanını nasıl sürdüreceğiniz oluyor. Komünal bir yaşam pratiği, farklılıkları törpüleyen bir deneyime dönüşüyor. Böylece bireyler, kimliklerini savunmaktan çok birlikte yaşamayı öğreniyor.
Bu süreç aynı zamanda farklı kültürlerin birbirini daha hızlı benimsemesini sağlıyor. Ön yargılar, gündelik hayatın pratikleri içinde eriyor. Demokrasi, teorik bir kavram olmaktan çıkıp yaşanan bir deneyime dönüşüyor. Birlikte karar alma, uzlaşma, sınır koyma ve saygı duyma pratikleri, gençlerin zihninde kalıcı izler bırakıyor. Bu deneyim, bireylerin birbirine daha fazla saygı göstermesini ve ortak sorunları birlikte aşabilme gücü geliştirmesini sağlıyor.
Üçüncü dinamik ise güvenlik ve belirsizlik duygusu. Ekonomik dalgalanmalar, bölgesel krizler ve göç gibi meseleler toplumda aidiyet ihtiyacını artırıyor. İnsanlar belirsizlik dönemlerinde daha güçlü bir ortak kimliğe sarılma eğilimindedir. Seküler milliyetçilik burada hem ulusal dayanışma çağrısı yapıyor hem de devletin hukuk temelli işleyişine vurgu yaparak istikrar talebini dile getiriyor.
Ancak bu yönelimin riskleri de yok değil. Milliyetçilik her formunda olduğu gibi ölçüsünü kaybettiğinde dışlayıcı olabilir. Seküler bir çerçevede dahi, “biz” tanımı daraldığında farklı kimlikler kendini dışlanmış hissedebilir. Ayrıca sekülerliğin katı ve üstten dayatılan bir biçimi, toplumun dindar kesimlerinde tepki üretebilir. Bu nedenle mesele yalnızca seküler olmak değil; çoğulcu ve özgürlükçü bir sekülerlik anlayışını benimsemektir.
Bugün gelinen noktada seküler milliyetçilik, bazıları için cumhuriyetçi değerlerin savunusu, bazıları için kültürel bir denge arayışı, bazıları için ise ideolojik bir tepki biçimi. Henüz homojen bir toplumsal dalga değil; daha çok belirli kesimlerde yoğunlaşan bir eğilim.
Ancak gençlerin birlikte yaşama deneyimi bize önemli bir ipucu veriyor: Ortak kaygılar, ideolojik ayrımlardan daha güçlü olabilir. Önümüzdeki yüz yılda bu bakış açısının daha geniş kitlelere hitap etmesi muhtemel görünüyor. Çünkü birlikte yaşama pratiği arttıkça, farklılıklarla bir arada var olma kültürü de güçleniyor.
Asıl soru şu: Bu arayış kapsayıcı bir yurttaşlık bilinci mi üretecek, yoksa yeni bir kutuplaşma hattı mı doğuracak?
Cevap, milliyetçiliğin tonunda saklı. Eğer eşitlik, hukuk ve özgürlükle birlikte yürürse toplumsal zemini güçlendirebilir. Eğer tepki ve dışlama üzerinden şekillenirse, yalnızca kimlik gerilimlerini yeniden üretir.
Türkiye’nin önünde duran mesele, milliyetçiliğin seküler olup olmamasından çok ne kadar demokratik ve ne kadar kapsayıcı olacağıdır. Çünkü bir ülkenin gücü, yalnızca ortak kimliğinde değil; o kimliğin herkese ne kadar yer açabildiğinde saklıdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.